FORUM TURKAYILDIZ  

Geri git   FORUM TURKAYILDIZ > Türkiye Tanıtımı & Turizm ve Tatil Yerleri & Tarihi Yerler ve Etkinlikler Festivaller > Bölgelerimize Göre İllerin Tanıtımları > Doğu Anadolu Bölgesi

Doğu Anadolu Bölgesi Ağrı, Bingöl, Bitlis, Elazığ, Erzincan, Erzurum, Hakkâri, Iğdır, Kars, Malatya, Muş, Tunceli, Van Hakkında Bilgiler, Resimler, Videolar, Haberler

Cevapla
LinkBack Seçenekler Thema bewerten Stil
  #1 (permalink)  
Okunmamış 05.07.10, 13:33
YaKaMoZ - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
Webmaster
 
Üyelik tarihi: Jan 2007
Bulunduğu yer: Kocaeli - Başiskele
Yaş: 25
Mesajlar: 8.997
Standart Erzincan - Kemah tarihi Fotoğrafları ve Köyleri

Kemah kelimesinin kökeni

Kemah kelimesinin kökeni, Göktürk Devleti'nin bir üyesi olan ve içlerinden Kıpçak Türklerini çıkaran Kimak Türkleridir. Bu konuda 2 rivayet vardır. Birincisi 1118 yılında Ahıska, Erzurum civarına yerleşip 1267 - 1578 yılları arasında Atabek Devleti'ni kurup yaşatan Kıpçaklara bu adın verilmiş olması, ikincisi Cengiz Han'ın önünden kaçarak Anadolu'ya gelen Celaleddin Harzemşah ile yöreye yerleşen Kıpçak Türklerinin bu ismi ilçeye vermiş olması.Ayrıca; Hıdır Abdal Musa türbesi bu ilçede bulunmaktadır. Bu durum da ikinci rivayeti güçlendirmektedir. Ayrıca Sultan Melik Şah türbesi'de bu ilçede bulunmaktadır. Dört bir yanı kale ile çevrilmiş olan ilçe şehir merkezine 50 km uzaklıktadır. İlçe merkezi ile bağlantı karayolu ve demiryolu ile sağlanmaktadır. İstanbul - Kars arası demiryolu ilçe merkezimizden geçmektedir. Fırat Nehri'nin bir kolu olan Karasu Nehri ilçe merkezinden geçmekte olup her türlü su sporunun yapılmasına olanak sağlamaktadır. Son yıllarda kale içinde yapılan restorasyon çalışmaları ile yüzyıllardır varlığını sürdüren Kemah Kalesi'de turistlerin dolaşımına açılmıştır. Kemah Soğuk Suları ise her haziran ayının sonuna doğru doğup yaz bitimin de kaybolan yeraltı suyudur. Tahminlere göre Munzur Dağları'nda karların erimesi sonucu oluşan kar suyunun yıllardır aynı yolu izleyerek yerüstüne çıktığıdır.



Tarihçe

Kemah’ın “ Tarih öncesi çağları hakkında kesin bilgilere sahip değiliz. Ancak,Erzurum çevresi gibi komşu yörelerde yapılan bazı araştırmalar, bölge tarihinin umumi manada, insanlık tarihinin en eski devirlerine, yani “Paleolitik Çağ”a (Yontma Taş Devri) kadar götürmektedir.



Müteakib devirlerde ise Kemah bölgesinin ön tarihi hakkında bilgilerimiz ilmi boyutlar kazanmaya başlar: “Son Kalkolitik” ve “İlk Tunç Çağ “ devrelerinde Doğu ve Güney-doğu Anadolu’da -Karaz türü çanak-çömlekleri adı ile tanımlanan- yaygın ve homojen, kendine has eserleriyle bir kültür gurubu ortaya çıkar. “Karaz-Kültürü” adının yanısıra, buluntu yerlerine göre çeşitli isimler altında tarif edilen bu kültür, gerçekte çok mühim bir tarihi hadiseyi ve gelişmeyi yansıtmaktadır. Adı geçen arkeolojik materyal Hurrilere ait olup, dil yapısı bakımından Ural-Altay dil ailesi ile yakınlık gösteren bu kavmin çeşitli kollar halinde Trans-Kafkasya, Kura-Aras yöresinden Doğu Anadolu ve komşu bölgeler üzerine yaptıkları göç ve yayılmaları belgelemektedir.



Araştırmacılar Kemah’ın yer aldığı Erzincan yöresini de, bu kültürün gelişim bölgesi içinde zikrederler.“Tarihi Çağlar” da, Kemah ve çevresi hakkındaki aydınlatıcı bilgileri, Hittit ve Assur çivi yazılı kaynaklarından edinmekteyiz: M.Ö.III. bindeki Hurri kabilelerinin ve Urartular gibi akraba boyların göçlerini müteakib, M.Ö.II. binde Doğu Anadolu’da birtakım küçük feodal beyliklerin teşekkül ettiği görülür. Bunlardan birisi de Kemah yöresindeki beyliktir.



Hittit kaynaklarında, Erzurum ve Erzincan arasındaki bölge “Hayaşa/Hajaşa” olarak geçmektedir. Hititlerin amansız düşmanı olan Hayaşa beyliği’nin Kral I. Şuppiluliuma (M.Ö 1375-1345) devrinde bir çok çetin mücadelelerden sonra Hitit devletine tabi olduğu anlaşılmaktadır. Kaynaklara göre, bir ara durmuş olan Hitit-Hayaşa çekişmesi,Şuppiluliuma’nın ölümünden sonra tekrar alevlenmiştir. Bunun üzerine oğlu II. Murşillis, Hitit devletine karşı ayaklanan Hayaşalı’larla Kemah yakınlarında savaşmak zorunda kalmıştır. Anlaşıldığına göre Hititlerle mücadeleye devam eden Hayaşalılar, yeniden bağımsızlıklarını elde etmişlerdir.



M.Ö. XIII. yüzyılın ilk çeyreğinden itibaren Assur devletinin Ön Asya’da gittikçe kuvvetlenmesi üzerine Doğu Anadolu’nun siyasi durumunda büyük değişikliler görülür: Doğu Anadolu ile Assur arasında bir “ tampon devlet” niteliğinde olan Hurri-Mitanni (Hanigalbat) devletinin zayıflayarak tarih sahnesinden çekilmesini fırsat bilen Assur, Doğu Anadolu’ya amansız akınlar düzenlemeye başlamıştır. Bunun üzerine yukarıda zikrettiğimiz Hurri kökenli ve akraba Urartu kabilelerinin meydana getirdikleri Feodal beylikler, Assur’a karşı birleşirler. Böylece Doğu Anadolu’da, merkezi Van Gölü olmak üzere gelecekteki Urartu devletinin temelini oluşturan “ Uruatri” ve “Nairi” konfederasyonları, yeni bir politik güç olarak ortaya çıkar.



Hitit kaynaklarında “Hayaşa” adı altında tarif edilen Kemah bölgesi, Assur kaynaklarında zaman zaman Nairi konfederasyonunun hakim olduğu topraklar dahilinde zikredilmektedir. Bu feodal beylik, konfederasyonunun bir üyesidir.



M.Ö. IX. yüzyılın ikinci yarısında, Doğu Anadolu’ya yapılan Assur seferleri gittikçe yoğunlaşır. Bunun üzerine, Uriatri ve Nairi konfederasyonları, birleşerek Urartu devletini kurarlar. Bu sırada, Assur kralı III.Salmanassar’ın (M.Ö.848-824) Fırat’ın kaynaklarına kadar ulaşan seferleri sırasında Suhme bölgesini de fethederek yağmaladığı görülür. Urartu kralı II. Argişti (M.Ö. 714-685) devrinde, Kemah ve Erzincan yörelerinin Urartu devletine ilhak edilerek batı sınırında güçlü bir eyalet merkezi haline getirildiği anlaşılmaktadır.



Medleri takiben Perslerin Doğu Anadolu’ya hakim olmaları ile- Kemah-Erzincan yöresi dahil-Doğu Anadolu’nun büyük bir kısmı, Pers Kralı I. Dareiros’un yeniden organizasyonu sonucunda-o çağlardaki adı ile-”Armina/Arminyia” Satraplığına,yani XIII. Satraplık bölgesine dahil edilmiştir.



Bilahere Roma İmparatorluğu’nun hakimiyeti altına giren bu bölge, Roma, Part krallığı ve yerli krallık arasındaki mücadelelerde,bir kilit noktası teşkil etmiştir. Bölgede, Roma hakimiyetinin zayıflaması üzerine birçok yeni prenslikler kurulmuştur. Birbirleriyle sürekli mücadele halinde olan bu prenslikler zaman zaman Doğu Roma’nın veya İran’ın nüfuzu altına girmiştir.



Kemah, eski çağlarda “Ani” ismiyle de bilinmektedir. I.Theodosios (379-395) devrinde Kemah’ın bulunduğu bölgenin adı “Daranalis” olarak geçer. Yine onun zamanında şehire “Theodosiopolis” adı verilmiştir. Şehir daha sonraki devirde Anastasios tarafından yeniden kurulmuştur.



İslamiyetin zuhurundan kısa bir müddet sonra, bu bölge Arapların akınlarına maruz kaldı. Araplar, burasını evvela H. 59 (M.678/679)’da, sonra 710 senesinde, daha sonra H.105 (M.723/724)’de Mervan bin Muhammed kumandasında ve tekrar Mesleme bin Abdülmelik idaresinde zaptetmişlerdir. H.133 (M.750/751)’de Bizans İmparatoru Konstantin tarafından kuşatılması üzerine, Abbasi halifesi Ebu Ca’fer el-Mensur, şehri Bizanslılara karşı tahkim etti. Bununla beraber 754/755’de Kemah, tekrar Bizanslıların hakimiyeti altına girdi. Bundan sonra burası, halifeler ile Bizanslılar arasında birkaç defa daha elden ele geçti. Sonraki asırlarda Bizanslılara tabi kaldı.



Arap tarihçisi Belazuri H.149-150(M.766) yılında yapılan bir Kemah muhasarasını şöyle anlatır :”El-Mansur, H.149 da Bağdat’dan hareket edip,Hadisetü’l-Mavsıl (Musul) a geldi. İlk önce Hasan Bin Kahtebe’yi,onun arkasından da Muhammed bin Eş’as’ı kutsal savaşta (Bizans’a karşı cihad)bulunmak üzere gönderdi. İki komutanın emrindeki kuvvetlere Abbas bin Muhammed’i emir yaptı. Abbas’a onlarla beraber Kemh (Kemah) üzerine yürümeyi emretti.



Muhammed bin Eş’as, Amid (Diyarbekir) de öldü. Hasan ile Abbas ilerlediler. Malatya’ya vardılar.Oradan yiyecek maddeleri yüklettiler. Oradan kalkıp,Kemah çevresine geldiler. Abbas, mancılılklar kurmayı emretti. Fakat kaledekiler mancılıklardan atılan taşlardan korunmak üzere, kalelerinin (duvarları) üstüne dikenli ardıç ağaçları yerleştirdiler, Müslümanları taşladılar. Bu taşların tesiriyle 200 müslüman şehid oldu. Müslümanlar Debbabe’ler (?) yaparak şiddetli bir surette savaştıktan sonra kaleyi fethettiler. Abbas bin Muhammed bin Ali ile birlikte Matar Varrak da, bu kutsal savaşlara katıldı.”



Kemah’ın Türklerin hakimiyeti altına geçmesi Malazgirt zaferinden (1071) kısa bir müddet sonra oldu. Alp Arslan, Malazgirt zaferini müteakib kumandanlarından Emir Saltuk’a Erzurum ve havalisini; Emir Artuk Bey’e Mardin, Amid, Malatya ve civarını; Emir Danişmend’e Kayseri, Sivas, Tokat, Niksar ve Amasya’yı; Emir Çavudur’a Maraş, Saros ve mülhakatını; Emir Mengücek’e ise Erzincan, Kemah, Şarki-Karahisar ve havalisini ıkta ederek bu memleketlerin fethedilmesini emretmiştir. Bunun üzerine Kemah, Erzincan ve mülhakatını zabteden Emir Ahmed Mengücek Gazi, Mengücek Beyliği’ni kurarak, müstahkem bir kaleye sahip bulunması dolayısıyla, Kemah’ı merkez yaptı.



Mengücek Gazi’nin ölümünden sonra yerine oğlu İshak geçti. İshak, Danişmend Ahmed Gazi’nin kızı ile evli idi. Artuklu emiri Belek Gazi’nin ülkesine saldırması üzerine ona karşı koyamıyacağını anlayan İshak, Trabzon dukası Konstantin Gabras’ın yanına giderek ondan yardım istedi (1119). Gabras, İshak’ın teklifini kabul etti ve her ikisi de, askerleri ile Belek’in karşısıma çıktılar. Belek de bunlara karşı Danişmend Gazi ile ittifak yapmıştı. Her iki taraf Erzincan’a bağlı Şiran kalesi yakınlarında karşılaştılar. Burada yapılan savaşta Gabras ve Mengücek-oğlu ağır bir hezimete uğrayarak esir düşmüşlerdir (H.514/M.1120). Gabras,fidye mukabilinde kurtulmuş, İshak ise Danişmend Gazi’nin damadı olduğundan serbest bırakılmıştır.



İshak’ın ölümünden (1142) sonra Mengücek ülkesi, oğulları arasında paylaştırıldı. Kemah, Melik Mahmud’a; Erzincan, Davud Şah’a; Divriği ise Süleyman Şah’a düştü. Mengücek devletinin Kemah kolunun, Melik Mahmud’un ölümünden sonra çökmesi üzerine Kemah, Erzincan beyliği idaresine geçti. Davud Şah’ın 1151’de öldürülmesini müteakib, Kemah ve Erzincan, Divriği hükümdarı Süleyman Şah’a tabi kılınmışsa da, çok geçmeden, Davud Şah’ın oğlu Fahreddin Behram Şah (1165-1125), babasının beyliğine sahip çıkmıştır (1165).



Çok iyi bir hükümdar olan Fahreddin Behram Şah zamanında bilhassa Erzincan, mühim bir kültür ve ticaret merkezi haline gelmiştir. Burada, babası ve kendi adına basılmış paralar mevcut olduğu gibi, yine kendi ismini taşıyan bir medrese de bulunmaktadır.



Yağı-basan’ın ölümü (1164) üzerine II.Kılıç Arslan, Danişmend Beyliğini, ülkesine katarak Mengüceklileri de kendisine tabi kılmıştır. Bu suretle Mengücek oğulları Selçukluların himayesi altında uzun müddet emniyet içinde yaşadılar. Nihayet Harizmşah Celaleddin Mengübirti ve Moğol istilaları dolayısiyle Doğu Anadolu hudutlarını emniyet altına almak isteyen Selçuklu Sultanı I. Alaaddin Keykubad (1220-2237), Erzincan ve Kemah’ı ülkesine ilhak ederek Mengücek devletine son verdi (122.



Kösedağ savaşını (1243) müteakib Moğolların Anadolu’yu istilasından sonra, yapılan anlaşma gereğince Erzurum ve Bayburd havalisi ile birlikte Kemah ve Erzincan’da uzun bir müddet Selçukluların elinde kalmıştır. Nitekim H. 695 (M. 1295-96) yılında Erzincan’da II. Gıyaseddin Mes’üd adına basılmış paraların mevcudiyeti bu hususu teyid etmektedir.



Son İlhanlı hükümdarı Ebu Said Bahadır Han’ın ölümünden (1335) sonra Kemah ve Erzincan havalisinin, Sivas, Ankara, Kayseri ve Şarki- Karahisar’a hakim olarakl bir devlet kurmaya muvaffak olan Eretna oğullarının idaresine geçtiği, gerek Alaaddin Eretna (öl. 1352) gerekse oğlu Gıyaseddin Mehmed (1352-1365) namına basılan paralarla sabittir. Eretna oğullarının zaafından istifade ederek harekete geçen Erzincan emirlerinin de zaman zaman Kemah’ı hakimiyetleri altına aldıkları görülmektedir. Nitekim Erzincan emiri Ahi Ayna Bey’in ölümünü (1361) müteakib Şarki-Karahisar’dan gelerek Erzincan’ı alan Emirzade Pir Hüseyin Bey’in Bayburd’a kadar uzanarak burasını fethettiği bilindiğine göre, bu arada Kemah’ı da almış olması kuvvetle muhtemeldir. Pir Hüseyin 1379 yılında ölünce, Erzincan emirliği Eretna oğullarından Mutahharten (Taharten)’in eline geçti. Mutahharten, emir olur olmaz Erzurum, Çemişkezek, İspir, Bayburd, Tercan, Kemah ve Şebinkarahisar (Şarki-Karahisar) şehirlerini idaresi altına aldı.



Kemah ve havalisi, bir müddet, Erzincan emiri Mutahharten ile son Eretna hükümdarı II.Mehmed Bey’i bertaraf ederek Sivas’ta hükümdarlığını ilan eden (1381) Kadı Burhaneddin Ahmed (öl. 139 arasındaki mücadelelere sahne olmuştur. Kadı Burhaneddin, Erzincan emiri Mutahharten üzerine yürüdüğü sırada (1394) Kemah valisi, kendisini karşılayarak itiatini bildirdi. Kadı, Erzincan topraklarında büyük tahribat yaptıktan sonra geri Sivas’a döndü. Çok geçmeden Mutahharten’in tekrar Kemah’a karşı harekete hazırlandığını haber alan Kadı Burhaneddin, ikinci kez Erzincan’a yürüdü. Bu esnada Kemah, Akkoyunlu Kara Yülük Osman Bey’in katl ve yağma hareketleriyle neticelenen hücumuna maruz kaldı. Kadı Pulu savaşında (1395) Mutahharten’ yenilince, Kemah tekrar Erzincan emirinin eline geçti.



Kadı Burhaneddin’in Kara Yülük Osman Bey tarafından öldürülmesinden sonra (139 Sivas’ı Osmanlı ülkesine katan Yıldırım Bayezid,Timur hakimiyetini kabul etmiş bulunan Erzincan emiri Mutahharten’in kendisine tabi olmasını istedi. Fakat Erzincan emiri, bunu kabul etmeyerek keyfiyeti Timur’a bildirdi.Bu sıralarda Karakoyunlu hükümdarı Kara Yusuf’la Sultan Ahmed Celayir’in Osmanlı’lara ilticalarından dolayı,Timur ile Bayezid’in arası açılmıştı. Timur, Erzincan emirinin bu müracaatı üzerine Sivas’a yürüdü. Ordusuna Kara Yülük ile Mutahharten rehberlik ediyorlardı. Sivas’ı yakıp yıktıktan sonra memleketine döndü (1400). Buna çok müte’essir olan Bayezid, bizzat doğu hududuna gelerek Erzincan ile Kemah’ı Mutahharten’in elinden almış ve kendisinin hakimiyetini tanıması şartıyla Erzincan’ı tekrar ona vermiş ise de, Kemah kalesini iade etmiyerek buraya muhafız koymuş; Mutahharten’in ailesini de rehine alarak Bursa’ya göndermiştir. Fakat Timur, Yıldırım Bayezid’e karşı harekete geçince Kemah’ı zaptederek yine eski sahibi Mutahharten’e verdi.



Kemah ve Erzincan civarı, bundan sonra, Akkoyunlu hükümdarı Uzun Hasan’ın 1467’de Karakoyunlu devletini ortadan kaldırarak buraları hakimiyeti altına almasına kadar geçen devrede, birbirlerine rakib bu iki Türkmen topluluğu arasında sık sık el değiştirmiştir. Bunların birbirleriyle olan amansız mücadeleleri yüzünden başta Erzurum, Erzincan, Tercan ve Bayburd olmak üzere Doğu Anadolu’nun birçok şehir, köy ve kasabaları, büyük ölçüde tahribata uğramıştır. Bu bölgeler ancak Uzun Hasan (1453-147 zamanında istikrar ve huzura kavuşabilmiştir. Fakat Uzun Hasan’ın ölümünden sonra Akkoyunlu devleti, uzun süren taht kavgaları yüzünden acze düşmüştür. İşte bu kargaşalıkların devam ettiği bir sırada birçok Türkmen boy ve uluslarını etrafına toplayarak Safevi devletini kuran Şah İsmail, 1500’de Azerbaycan, 1507’de Diyarbekir, nihayet 1508’de Bağdad’ı alıp Akkoyunlu Türkmen devletine son verdi. Bu arada bütün Akkoyunlu şehir ve kaleleri gibi çok müstahkem olduğu bilinen Kemah kalesi 1503’ten itibaren Safevilerin emrine girdi. Öyle anlaşılıyor ki, bu tarihten itibaren kale ve civarında bulunan Akkoyunlu Türkmenleri şuraya buraya veya Osmanlı ülkesine sığınmış, yerlerine Safevi taraftarı Türkmenler yerleştirilmiştir.



Coğrafya

Kemah, Doğu Anadolu’da Kara-Su (Fırun olt) Vadisinin sol kıyısında, Munzur dağlarından inen Tanasur Deresi ağzında ve kadim kalenin koltuğunda,deniz seviyesinden 1038 metre yükseklikte kurulmuş şirin bir belde olup, Erzincan vilayetine bağlı bir kazanın merkezidir.



Eskiden şehir,esas itibariyle kaledibine doğru kurulmuş,çarşı ve dükkânlar oradaymış.Yerleşim ise,ağırlıklı olarak,Cennet Yamacı emsal,bağ ve bahçeler arasından akan Tanasur Deresi’nin açtığı derin vadinin eteklerine yapılan evlerdeymiş.Vaktinde en kalabalık mahalleler buradaymış ve her sabah kırk hayvanla esnaf dükkân açmaya gelirmiş çarşıya.Şimdi hala ilçenin 10 mahallesinden, 5’i bu vadide. Bunlar,Mektepönü ve Pörhenkbaşı mahalleri kısmen olmak üzere,Aşağıgedik,Derebaşı (Yukarı Mahalle) ve Ortagedik mahalleleridir.



Kemah’ın diğer mahalleleri ise,Beklimçay,Çarşı,Cirgişin,Göğüsbağı ve Karşıbağ mahalleleridir.Şimdi en kalabalık olanı Çarşı mahallesidir.Esas yerleşim,dükkânlar ve resmi binalar burada olup,merkez hükmündedir. Merkez köylerinden nüfus olarak en yoğun köy Karadağ'dır.Yaklaşık 3500 nüfusludur. Birlik ve beraberliğin yoğun olduğu köyde et ve süt üretimi için entegre bir tesis kurulmuştur. Köyde yem ve yan sanayiyle ilgili çeşili projeler gündemdedir. Köyde bir ekmek fırını bulunur ayrıca köy odası modern tasarımıyla hizmete açılmıştır. Karadağ köyü coğrafi olarak ilçenin en büyük arazisine sahip olan köydür.



Kemah ve Köylerinin Nüfus Durumu

Kemah ilçesinin Karadağ başta olmak üzere 72 köyü bulunmaktadır.Kemah’a ait ilk nüfus bilgilerine, Osmanlı dönemindeki bazı kaynaklarda rastlanmaktadır. Nitekim ilk tahrirlerde idari yönden Sancak statüsünde olan Kemah’ın 1516 yılındaki şehir nüfusu 2 591 olup, bunun % 68.5’i (1769) müslüman ve % 31.5’i (812) ise hırıstiyandır. 1520 ve 1530 yıllarında 3 697 olan şehir nüfusu, 1568 yılında 3 042’ye ve 1591 yılında 2556’ya düşmüştür.Nüfusun 1568 yılından sonra azalmasının sebebi, gerçekte kaledeki ve şehirdeki vergiden muaf olanların tam olarak tesbit edilmemiş olmasıyla alakalıdır.Kanaatimizce şehir nüfusundaki bu azalışta, 1556 yılından sonra Kemah’ın Erzurum livasına bağlı bir kaza durumuna geçmesi de etkili olmuştur.



Ayrıca 1591 yılında beş mahalleden oluşan Kemah kazasına 297 köy ve 126 mezra bağlı olup, tahmini toplam nüfus 35 694 kadardır. Yine 1520 yılında kalede 714 askerin görevli oluşu,Kemah’ın kuruluşunda kalenin önemini açıkça göstermektedir.



Ondokuzuncu yüzyılın ikinci yarısında Kemah’a bağlı 7 nahiye ve 75 köy ile beraber toplam nüfus 18.872’dir.Bu nüfusun 14.547’si müslüman,3 503’ü ermeni (gregorien),189’u katolik ve 633’ü protestanlardan oluşmaktadır.Yine 1901 yılında şehir merkezinde 3000’i müslüman ve 250’si hırıstiyan olmak üzere 3 250 nüfus yaşamaktadır.



Değişik amaçlarla yapılan ve sistematik olmayan bu sayımlar, sahanın Cumhuriyet dönemine kadar olan nüfusu hakkında genel bilgi vermesi açısından oldukça önemlidir. Bu veriler dikkatle incelendiğinde 16. Yüzyılda 3697 olan ilçe merkezi nüfusu, 20.yüzyılın hemen başında 3250, 1927 yılında 1590 ve 1990 yılında 3593 kadardır.Bu durum Kemah ilçe merkezinin 16. Yüzyıldaki (1530) nüfusuna henüz ulaşamadığını göstermektedir. Dolayısıyla günümüze kadar gelişen sosyal, ekonomik ve siyasi olayların Kemah nüfusuna önemli ölçüde etki ettiği söylenebilir.Nitekim 16. Yüzyılda askeri açıdan büüyük önem taşıyan Kemah kalesinin, daha sonraki yüzyıllarda bu önemini kaybetmesi, nüfusun azalmasında etkili olan faktörlerden biri olarak düşünülebilir.



Göçler

Nüfusun değişmesindeki faktörlerden biri olan göçler, nüfus ile kaynaklar arasında daha iyi bir dengenin sağlanması için, kendiliğinden meydana gelen bir çaba olarak yorumlanmaktadır.



Araştırma sahasında göçlerle ilgili geçmiş dönemlere ait yazılı kaynak bulma imkânı olmadığından, bölgedeki göçler, son yüzyılda etkili olan gelişmeler ile açıklanabilir.Cumhuriyet döneminden önceki göçler, daha ziyade sosyal gelişmelerin bir sonucudur.



Çeşitli yazılı kaynaklardan ve yöredeki yaşlılardan edindiğimiz bilgilere göre; 1915’li yıllarda meydana gelen Ermeni olayları, Ruslar’ın Erzincan’ı işgal etmeleri ve Koçgiri ayaklanması, bölge nüfusunun batıya doğru göç etmesine sebep olmuştur. Bu tarihlerde göç eden nüfusun bir kısmı geriye dönerken, büyük çoğunluğu göç ettiği bölgelerde yerleşmiştir.



Cumhuriyetin ilanından sonra sakin bir ortam sağlanmıştır. Nitekim 1927’de Kemah ilçe merkezinin nüfusu; 1590, 1931’de 3118’dir. 1937 yılında bölgede başlayan Dersim isyanı, Kemah ilçe merkezini de etkilemiş ve göç hareketi yeniden gündeme gelmiştir.



Çeşitli aralıklarla göç üzerinde etkili olan sosyal gelişmeler ve 1939 Erzincan depremi göçleri tekrar hızlanmıştır.1915-1940 devresinde Kemah ilçe merkezinde göç eden nüfusu bugün Ankara, İstanbul, İzmir, Adana ve bunun gibi ülkenin değişik bölgelerinde görmek mümkündür. Depremin sebep olduğu bu nüfus hareketliliği,yavaşlayarak devam etmiştir.



Ülkemizde 1950’li yıllardan sonra başlayan şehirleşme Kemah’ı da etkilemiş, nüfus artışı ile ekonomik dengenin sağlanması amacıyla özellikle erkek nüfus ülkenin batı şehirlerine doğru çalışmak için göç etmiştir. İç göçler devam ederken, 1960’lı yılların başında yine ekonomik amaçlı dış göçler başlamıştır. Ekonomik amaçlı bu göçler, ilk başta ferdi olarak gerçekleşirken, daha sonraki yıllarda aile göçü şekline dönüşmüştür.



Araştırma sahasında son 10-15 yılda asayiş bozuklukların sebep olduğu göçler; sosyal ve ekonomik olumsuzluklardan daha etkili olmaktadır.Sosyal ve ekonomik olumsuzluklardan başka, 13 Mart 1992 Erzincan depremi de etkili olmuş ve mevcut faktörlerle birlikte göç hareketi hızlanmıştır. Kemah Nüfus Müdürlüğünden edindiğimiz bilgilere göre 1995 yılında yaklaşık 120 bin kişi Kemah nüfusuna kayıtlıdır. (İlçe merkezi ve köyler). Ayrıca 1990 yılında Kemah’ın toplam nüfusunun ise 3 593 olduğu düşünülürse göç olgusu daha iyi anlaşılabilir.



Dış Göçler

Kemah’tan yurt dışına yönelik göçlerin temel nedeni, ekonomik şartların yetersiz oluşundan, diğer bir ifade ile geçim zorluklarından kaynaklanmaktadır. Ayrıca uygun ücret koşulları, sosyal güvenlik avantajları, çok kaznma imajı gibi faktörlerinde göç hareketinin artışında etkili olduğu görülmektedir. Yurt dışına yönelik ilk göç hareketi, ülke genelinde olduğu gibi 1960’lı yıların başında, Almanya’ya çalışmak için giden işgücü göçüdür. Araştırma sahasına ait bu ülkedeki işgücü sayısı, diğer ülkelerdeki işgücü sayısına hemen hemen eşittir. Söz konusu ülkeyi İsviçre, Fransa, Rusya, Avusturalya ve Bugaristan takip etmektedir.



Yurt dışına işgücü göçü 1990’lı yıllara kadar Almanya, Fransa ve İsviçre gibi gelişmiş Avrupa ülkelerine yönelik iken, 1990’dan sonra Rusya ve Bulagaristan gibi eski doğu bloku ülkelerine yönelmiştir. Almanya, Fransa ve İsviçre’ye göç edenler ilk başta ferdi olarak giderken, daha sonraki yıllarda ailelerini yanlarına almış ve sürekli yerleşmişlerdir. Fakat Rusya ve Bulgaristan’a olan göçler gelişmiş Avrupa ülkelerinin aksine hem ferdi ve hem de kısa süreli olmaktadır. Çünkü bu ülkelere gidenlerin hemen tamamı mevsimlik inşaat işçiliği yapmaktadırlar.



Kemah ilçe merkezinden yurt dışına olan göçlerde dikkati çeken bir hususta, göç eden nüfusun büyük bir kısmının, daha önce Kemah’a bağlı köylerden ilçe merkezine göç etmiş olmasıdır.



İç Göçler

Kemah ilçe merkezinden ve köylerimizin bir kısmından ülke içine yönelik göçleri, çeşitli yazılı kaynak ve kişilerden edindiğimiz bilgiler doğrultusunda,19. Yüzyıla kadar götürebiliriz. Özellikle 1910-1937 yıllarında bölgede etkili olan savaşlar,ayaklanmlar ve isyanlar,bölge nüfusunun daha güvenli batı kesimlerine doğru göç etmesine sebep olmuştur.



Bilindiği gibi,1. Dünya şavaşı sırasında Ruslar, doğudan batıya doğru ilerlemişlerdir. Ruslar’ın bu ilerlemesi, Erzincan ile Kemah arasında durdurulmuştur. Bu savaş sırasında toplu olarak gerçekleşen göç hareketine, o günleri yaşayanlar “Seferberlik” adını vermektedir. Göç eden bu insanların büyük çoğunlğu geriye dönmemiştir. Aynı dönemlerde bölgesel olarak ortaya çıkan Ermeni olayları, Koçgiri ve Dersim isyanları gibi etkenlerde Kemah’ta göç hareketini hızlandırmıştır. İlçe Merkez nüfusu 1901 yılında 3250 iken, 1927 yılında 1590’a düşmüştür. Yaklaşık 25 yıllık bir sürede nüfusun yarı yarıya düşmüş olması, göçün o yıllarda bile Kemah’da nedenli yoğun olduğunu göstermektedir.



Ülkede genel olarak güvenliğin sağlanması ile birlikte 1927 yılından itibaren, İlçe nüfusunda artış gözlenmeye başlanmış ise de,tarıma elverişli arazinin çok az olması ve mevcut nüfusa yetmemeye başlaması ve mevcut iş gücünü istihdam edebilecek iş alanlarının olmaması, ayrıca ekonomik kaynakların yetersizliği nedeniyle, 1950 li yıllardan sonra gurbetcilik olayı hız göstermeye başlamış ve 1970’li yıllardan itibaren gurbetcilik, göçe dönüşmüş ve oldukça hızlı bir şekilde artış göstermiştir. Göç olayı öyle bir hale gelmiştir ki, bir kaç köy dışında, köylerimizin tamamında çalışabilecek genç nüfus kalmamıştır.



Kemah ın Tarıh öncesi çağları hakkında kesin bilgilere sahip değiliz. Ancak, Erzurum çevresi gibi komşu yörelerde yapılan bazı araştırmalar, bölge tarihinin umumi manada,insanlık tarihinin en eski devirlerine, yani Paleolitik Çağ a kadar görülmektedir


TAŞDİBİ KİLİSESİ

İlçenin kuzeyinde,Karasu kıyısında kayalara yapılmıştır.Hristiyanlığın ilk dönemlerinde,Tarsuslu Aziz Paulus’un müridlerinden Azize Aya Thekla’nın yaptırdığı sanılmaktadır. İçte,siyah zemin üstüne al renkte melek-Meryem Ana ve İsa üçlüsü çizilmiştir.





MİDİLLİ BABA TÜRBESİ

Gülabibey Camisi’nin güneyinde,Abdülbaki Ertuğrul’un evinin bahçesinin içerisindedir.Halk tarafından “Midilli Baba Türbesi”diye anılır. Kim olduğu ve nereden geldiği hususunda hiçbir bilgi yoktur. Şimdi ancak bir bölüm duvarı ve yarım kubbe tarzında olduğunun zar-zor anlaşılmasına yarayan kubbe parçasından küçük bir taş yığını kalabilmiştir.

Eskiden çarşıya bakan bir giriş kapısı varmış,oradan mezarın olduğu alttaki bölüme girilirmiş.Ama şimdi ne kapısı belli,ne de kubbesi belli.Dört tarafı yıkık ve harab haliyle yanından geçenlerin, burada bir türbe olduğunu farkedemeyecekleri kadar kaybolmuş.Üst tarafı yol seviyesinden biraz yukarıda düz bir çimen ve birkaç taştan ibaret bir halde.Yanında kocaman bir ceviz ağacının gölgesinde,türab halinden türbe haline geleceği günü bekler gibi.




İlçenin 3 km doğusunda,Jandarma binasının üst tarafında Kemeryaka yolunun sağ tarafında etrafı,mezarlık olan bir tepenin üzerindedir.Halk tarafından “Kelem Yakup Türbesi”diye anılır ve Sultan Melik’in büyük kardeşi olduğunu söylerler.Halk bu mevkiye ve mezarlığa “Kelem yakup“ derlermiş.Rivayete göre bu zat,kendisine bir türbe yapılmasını istememiş.Hatta vefatından sonra bir kere üzerine bir türbe inşa etmişler,ama O üzerinden atmış.Rivayete göre,Hacı Bayramı Veli Kemah’a geldiğinde,bu zatın daha ermiş ve derin olduğunu işaret etmiş ve türbeyi ziyaret etmiş.

Etrafı duvarla çevrili yerdeki mezarın taşları kırılmış.Ve maalesef definecilerin gadrine uğramış.Mezarın yanları hep kazılmış.Daha sonra mezarın hemen alt tarafına mescit gibi küçük bir bina yapılmış.Ama şimdi onun da çatısı çökmüş ve duvarları yıkılmış.Yüce ve yüksek bir tepenin üstünden Kemah’a ve kalesine nazar eden ve beklki de bekleyen bu yer de kendisine uzanacak bir imdad elini bekliyor. Nüfus Müdürü Fikri Bey,bu mezarların başında şamdan olduğunu söyledi, fakat biz gittiğimizde görememiştik.Zaten birinci odanın kubbesi yol tarafından çökmüş ve içine taş toprak dolmuş durumda.Üst kısmı da kubbeden bir eser kalmamış ve bir yığıntıya dönüşmüş gibi duruyor.




SOĞUKSULAR MESİRE ALANI

Kemah ilçesindeki bu mesire yerinin özelliği,her yıl Haziran ayı sonunda çıkan ve Ağustos ayı sonunda kaybolan,beyaz köpüklü,soğuk sularıdır.















MELİK GAZİ TÜRBESİ

1071-1228’de yöreye egemen olan Mengücük Beyliği dönemine aittir.Kemah’ın kuzey batısındaki ,kayalık platform üzerinde yapılmıştır.Burası daha evvel Kemah’ın kenar mahallelerinden biri iken, şimdi terkedilmiştir. Halk arasında Sultan Melek olarak adlandırılan türbede,Mengücek beyliği döneminde yaşayan Sultan Melik’in mumyası ve 5 mezar bulunmaktadır. Türbe sekizgen bir plan üzerinde altlı üstlü inşa edilmiş olup,üst kesimin iç kısmında köşeler belirsizleşerek yuvarlak halde horasan sıvayla kaplanmış ve bir kubbe tarzını almıştır.

Zaman zaman satıhlarda tahribat olan türbe birkaç kez onarılmış,bugünkü duruma restorasyon yapılarak gelmiştir. Köşeleri yapıda kullanılan aynı ebattaki tuğlalarla örtülüp,prizmatik sütunceler halindedir.Sadece giriş diğer yedi köşegenden faklı ve çok daha prizmatik girinti ve çıkıntılara sahiptir.Doğu cephesi üzerinde ve çerçevesi birbirini takip eden girinti çıkıntılardan teşekkül olunan,üzeri tuğladan silme ile süslenen kapıdan içeri girilmektedir.Kapı üzerinde tuğladan yapılmış kufi bir kitabe vardır.Kırık kemer içine alınan rölyefli olarak geometrik motiflerle süslü olan alınlık ise kitabenin üzerindedir. Alt cenazeliğe üst kapının altına gelen ikinci ve daha küçük kubbeli kapıdan girilir.Bu kapı,yeni ve soldan merdivenli bir yapı içine alınmıştır.Cenazelik kısmı basık ve ortasında yine sekizgen köşeli ayak bulunur.Bu merkezi ayakla duvarlar ortasındaki koridoru çepçevre dolaşan bir beşik tonozla örülüdür.

Cenazelikte bir mumya,beş kadar mezar vardır.Kuzeyden küçük ebatlı kare bir oyuk içeriye nisbi bir ışık sızdırmaktadır.Duvarlar 80 cm.kadar yükseklikte muhteşem taş örmedendir. Genel olarak türbe,inşa malzemesi ve cenazeliğin orijinal şekli ile dikkate şayan bir eserdir.Hatta Anadolu’da türbeler içerisinde nadir bir yeri ve apayrı bir tipe haizdir. Kapı üzerinde bulunan kitabede,Kuran’dan alınan “Her nefis ölümü tadıcıdır.” Ayeti vardır. Melik Gazi Zaviyesi Melik Gazi Türbesinin hemen yanında, dikdörtgen planlı bir yapıdır.Bina iki ayrı bölme tipi gösterir.Bunlar tuğladan küre biçiminde kubbelere sahiptir ve penceresizdir.Biri küçük,ikisi büyükçe 3 mezar sol bölme içerisinde yer almaktadır.

Mengücek beyliğinin kurucusu Ahmed Gazi (Halk arasında Sultan Melek) adına inşa edilmiştir. 1560 yıllarında;evkafını (gelirini),şehirdeki bir aded hamamın senelik işletme bedeli ile bir takım hayırseverler tarafından vakfedilen zeminlerin yıllık geliri ve Ermenik,Küçük Ermenik,Bergisor köylerinin malikane hisseleri teşkil etmekte idi



GÖZETLEME KULESİ

Fırat’ın sol sahilinde sarp ve dik bir kayalık kesimin uç kısmına inşa edilmiştir.Karayolu ve tren yolunun üstünde,jandarma binasının hemen alt tarafındadır.Şimdiki karayolu yapılmadan evvel yaya yolu buradan geçermiş.Hatta tarih boyu cenuptan şimale giden yol,hep bu güzergahdan geçermiş.Daha sonra tren yolu inşa edilirken,bu sert kayalık bir tünelle geçilmiş.Bu da yaya yolunun Tanasur’a inen kısmını bozmuş. Zira Kemah boğazının alt tarafı çok dik,geçit vermeyen uçurum şeklindeymiş.Kale ile arasında Tanasur Çayı akmaktadır.Sekizgen planlı ve iki kattan müteşekkildir.

Nüfus müdürü Fikri Efendi’nin söylediğine göre,burası gözetleme kulesi olmasının yanında,yoldan geçenlerden “Yol Bac’ı”(geçit ücreti) nın tahsil edildiği de bir yermiş. Birinci katın seviyesini,dıştan dolaşan rolyefli kalın bir silmeden de anlamak mümkündür.Zemini taş olup,bu sebeple su basmanının yapılmasına gerek görülmemiştir.Silmelerle çevrelenen kapısı,sivri bir kemerle nihayete erer ve kapı kuzeye açılmaktadır.Üzeri kubbe ile örtülü olup,alt kesim basık bir kubbe ile örtülmüştür.Üst katta biri güneyden Kemah’a ve yola bakan,diğeri de batı istikametinde Furat’a bakan demir parmaklıklı iki penceresi vardır.Silindirik bir biçim arz eden bu eserde bilehare tamirat görmüştür.Yapılışında sadelik göze çarpar.Karşıdan bakanlara,mimari tarzıyla tipik bir Selçuklu eseri olduğunu hemen söyleyiverir.




KEMAH TUZLASI

Kemah’ın Kömür-Tımısı-Yerhan tuzlaları,Tekel Genel Müdürlüğüne bağlı olarak işletilmekte ve Haziran-Kasım dönemlerinde üretim yapılmaktadır.




İSKENDER BABA TÜRBESİ
İlçe merkezinde Mektepönü Mahallesinde,yolun altında Fikri Erol’un bahçesinin içinde bir türbedir.Türbenin kime ait olduğu ve ne zaman yapıldığı hususunda pek bir bilgi yoktur.Yoldan bakıldığında pek belli olmayan türbe iki bölmeden müteşekkil.Cami yönündeki kapısından zorla içeri girilen bölüm, eskiden küçük mescit gibi kullanılır,Kur’an okunurmuş.Oradan bir girişle geçilen iç odada ise iki adet mezar varmış.
Nüfus Müdürü Fikri Bey,bu mezarların başında şamdan olduğunu söyledi, fakat biz gittiğimizde görememiştik.Zaten birinci odanın kubbesi yol tarafından çökmüş ve içine taş toprak dolmuş durumda.Üst kısmı da kubbeden bir eser kalmamış ve bir yığıntıya dönüşmüş gibi duruyor.






HACI MEHMET BEY ÇEŞMESİ


Kemah’ın eski Pazar yerinde bulunan çeşmenin,1875 tarihli bir kitabesi bulunmaktadır.




GÜLABİBEY CAMİİ
GÜLABİ BEY CAMİİ
Kemah ilçe merkezinde Çarşı Mahallesi’ndedir.Üç kitabesi vardır.Başka bir yerden getirildiği sanılan yazıtta,1328 tarihi görülmektedir.1450 de Emir Gülabi Bey’in yaptırdığı bildirilmektedir.Ayrıca 18. yüzyıla ait onarım kitabesi bulunmaktadır.Kare planlı,eğimli çatıyla örtülü bir yapıdır.Doğu ve batı duvarlarında 2 dizide 3 er,güney duvarında mihrabın yanlarında 2 dizide 2 şer penceresi vardır.Kuzeye,daha geç dönemde son cemaat yeri eklenmiştir.Mihrap mukarras dolguludur,çevresi Barok süslemelidir.İbadet mekanına sütunceli taç kapının girişinde bulunan yuvarlak kemerli kapıdan girilir.

Gülabibey Camiinin kapı girişinin sağında ve minare girişinin solunda bulunan Latin harfleri ile yazılışı:

“Kadzelamu sigare feta lamna hüvel mensiu şebihi min tefget zu merasile drahime emres fi beldei Kemah sebali minhul fe aleyhi, lanetullahi vel melaiketi vennasi ecmale harrererha aleyhi senatin sebine ve semane mie : H.870 M.1454



Bu kitabede ise, Gülabibey 1445 ve 1455 yılları arasında Kemah esiri olup akabinde ise Erzincan valiliğine atanmış olup Kemah emirliği zamanında 1445 yıllarında büyük bir deprem olmuş olup, deprem neticesinde bu camiinin yerinde bulunan “Safvan bin Muhattal es Sülemi namazgâhı” ile küçükte bir mescidi olup anılan depremde yıkılması ile Gülabibey bu günkü şekli ile bu camii şerifi 1454 yılında yaptırmıştır.

Kitabede ise şöyle ifade kullanılmıştır;

Ey Allah’ın kulları yapıldı Kemah’a Mescidi Aksa,

gelin bu mescide feyizli faruhu fuhur ibadet edin.



Fakat bu bina inşa edilirken “ Gülabibey “ çalışan usta ve işçilere yeterli bir miktarda ücret verdiği halde ustalar çok ücret alarak işçilerin ücretini gadr ettiler. Onundur ki Gülabibey de kitabede “ Allah’ın, Meleklerin ve insanların laneti O gadr eden ustaların üzerine olsun diye mahkukat düşmüştür. Tarihi ise, Hicri 870 ve Miladi ise 1454’dür.

Bu camiinin yerinde, Hicri 58 Miladi 679 yıllarında Kemah’a gelen Sahabi kumandan Safvan bin Muhattal es Sülemi ve bunun karargah komutanı Ümeyir ibni el Hubbab ordusuyla beraber namaz kılmış olduklarından ( o zaman ki şehir kalede olup burası ise mezarlıktır.) Bu yere teberrüken yeterli namazgâh ve bir de kapalı mescit yapılmıştır. Daha sonra bu mescidi Akkoyunlu beylerinden Muhammed Vasfi adında bir bey ( tarihsiz ) biraz daha genişletmiş olup, bu günkü halihazır bulunan “ Gülabibey” camisinin nüvesini teşkil etmektedir.

Ve bu mescit üzerine Gülabibey merhum 1454 yılında bu günkü camii şerifi yaptırmıştır.
__________________
Bilgi Özgürlüktür!
Alıntı ile Cevapla
Cevapla

Seçenekler
Stil Konuyu değerlendir
Konuyu değerlendir:

Yetkileriniz
Konu Acma Yetkiniz Yok
Cevap Yazma Yetkiniz Yok
Eklenti Yükleme Yetkiniz Yok
Mesajınızı Değiştirme Yetkiniz Yok

BB code is Açık
Smileler Açık
[IMG] Kodları Açık
HTML-Kodu Kapalı
Trackbacks are Açık
Pingbacks are Açık
Refbacks are Açık



WEZ Format +3. Şuan Saat: 16:34.


Powered by vBulletin® Version 3.8.4
Copyright ©2000 - 2014, Jelsoft Enterprises Ltd.
Search Engine Friendly URLs by vBSEO 3.3.2
Türkçe Çeviri : Turkayildiz
Yapılan paylaşımlar ve yorumlardan kullanıcının kendisi sorumludur. 2005-2013

ikariam-firefox & Kıltestere & fototarih & sexyduvarkagitlari & ...